müze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2013 Perşembe

Burhan Doğançay'ın Ardından

Önemli çağdaş Türk sanatçılarından Burhan Doğançay'ın 16 Ocak günü ölüm haberini duyduğumda içimde büyük bir hüzün hissettim. Her zaman kendisi ile aramda bir yakınlık, bir bağ hissettiğim sevgili Burhan Doğançay ile çok güzel, anlamlı vesilelerle tanışmış olmak hüznümün yanı sıra şanslı olduğumu hissettirdi.

Hikayenin başına, Burhan Doğançay ile ilgili farkındalık kazandığım ilk noktaya dönecek olduğumda hafızamda 2010 yılına ait olan bölüme başvurmam gerekiyor. Müzecilik Yüksek Lisans öğrencisi olduğum dönemde bir ödev yapmam istenmişti. Neden bilmem içimden bir anda Burhan Doğançay ile ilgili bir şeyler hazırlamak geldi. Böylelikle sanatçı hakkında kapsamlı bilgi sahibi olacak ve her ne kadar kitaplardan yararlanacak olsam da sanatçıya bir yakınlık sağlayabilecektim; ancak biraz daha işi tatlandırmak istedim ve Burhan Doğançay ile tanışmayı kafama koydum. Doğançay Müzesi ile irtibata geçtim, Burhan Doğançay'ın o dönem New York'da bulunduğu ve İstanbul'a geldiğinde de programının yoğun olacağı ve bu nedenle de tanışmamın pek mümkün olmayacağı ifade edildi. Doğançay Müzesi'nden Cumali Bey eğer bir gelişme olursa beni haberdar edeceğini söyledi ve bu gerekçelerin ardından açıkçası sanatçı ile tanışmaya dair tüm umutlarım kayboldu, çalışmamı da yaptığım araştırmalarla sürdürmeye devam ettim. Bu görüşmemden 1,5 ay sonra Cumali Bey beni arayarak Burhan Bey'in İstanbul'a geldiğini ve onunla görüşebileceğimi söyledi, kendimi o an hayatımın fırsatını yakalamış gibi hissettim ve çok büyük bir heyecan, sevinç ve duruma inanmazlıkla Burhan Doğançay ile tanışmak üzere Doğançay Müzesi'ne gittim. Burhan Bey bana çok içten davrandı ve hiçbir şekilde basmakalıp cümlelere başvurmadan son derece özgün, her bir söylediğinden önemli mesajlar çıkartılabilecek harika bir konuşma yaptı, bu konuşmasında sadece sanatı ve sanatçılığına değil, tüm hayata değindi. Bu görüşme sonrasında tarihe geçen muhteşem sanatçılığının yanı sıra kişiliğinden de etkilendim.

Belli bir zaman sonra İstanbul Modern'de Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı adıyla bir Burhan Doğançay retrospektifi (Duvarlar Üzerinden Yaratılan Sanat Dili) açılacağını öğrendiğimde çok büyük mutluluk duydum, heyecanla o serginin açılışını bekledim ve kapandığı güne kadar da serginin kendisinden, sergi paralelinde yürütülen her tür etkinliğinden, söyleşisinden inanılmaz büyük keyif aldım. Burhan Doğançay'ın en büyük esin kaynağı olan kent duvarlarından aldığı ilhamla yarattığı özgün sanat dilinin pek çok insanla buluşturulması, Burhan Doğançay'ın böyle bir retrospektif sergi ile onurlandırılması mutluluk ve gurur vericiydi.

Gezen, merak eden, gözlemleyen, yorumlayan ve tüm hafızasındaki fotoğrafları müthiş bir görsellikle aktaran çok yönlü bir sanatçı oluşu, dünyadaki önemli müzelerin koleksiyonlarına girmiş harika işleri, büyük bir üretkenlikle oluşturduğu sayısız eserle yarattığı müthiş görsel dil, İstanbul'a kazandırdığı Doğançay Müzesi ve tüm bunların toplamı olan Burhan Doğançay ismiyle sanatçı, Türk sanatının çağdaşlaşmasında çok önemli bir rol oynadı. Her türlü röportajında, söyleşisinde, sohbetinde söylediği sözlerin her biri benim için bir öğreti niteliğinde.. Kişiliğine, sanatı ve sanatçılığına büyük saygı duyuyor ve bu yazıyı da onun anısına ithaf ediyorum.

6 Mayıs 2012 Pazar

Bir Roman Kurgusu ve Bir Müze


   Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un 'Masumiyet Müzesi' isimli kitabı 2008 yılında piyasaya çıktığında oldukça ses getirdi. Orhan Pamuk'un 'Benim Adım Kırmızı' isimli kitabı epey etkisinde kaldığım bir kitaptı, 'Masumiyet Müzesi'ni de bu beklentiyle alıp okudum ve okurken her bir sayfada, yazarın yaptığı her bir detaylı tasvir gözümde canlandı. Kitabı okurken aklımdan sahneler geçip durdu ve bendeki etkisi 'Benim Adım Kırmızı'dan çok daha büyük oldu, öyle ki kitabın finalinde kendimi çok kaptırmış olduğumdan birkaç damla gözyaşıyla son sayfayı okuyup kitabı sonlandırmıştım.
    2010 yılından bu yana açılmasını beklediğim Masumiyet Müzesi'nin 28 Nisan 2012 günü açılışı gerçekleşti. Henüz görme fırsatım olmadı; ama en yakın zamanda gidip yaşamak istiyorum o atmosferi. Müze fikri beni her zaman heyecanlandırmıştır, hele ki bir roman kurgusundan yola çıkılarak oluşturulmuş bir müze fikri daha da ayrı bir olay bana göre. Bu müzenin kuruluşunu bir hayalin ya da bir kurgunun gerçek hayatta can bulmuş hali olarak yorumluyorum. Kitabın sayfalarında yerlerini bulup, akıp giden sözcükler, olaylar Çukurcuma'daki Brukner Apartmanı'nda yerini buldu. Artık 'Masumiyet Müzesi' sadece insanların  kafasındaki izlenim ya da tortulardan ibaret değil ya da zamanla belli noktaları akıldan çıkacak bir kitap değil. Orhan Pamuk'un Füsun'la Kemal'i, Kemal'in Füsun'a olan o büyük, tutkulu aşkını ele aldığı bu olay kurgusu, kitapla ortaya çıkıp esas yolculuğunu 'müze' ile birlikte tamamladı. Bir kurgunun gerçekle buluşması, kurgudan, hayalden ibaret olan - ya da olduğunu varsaydığımız - bir hikaye, kahramanları gerçekte varolmamış olsalar da şimdi tüm gerçekliğiyle gözler önünde, ziyarete ve deneyimlemeye açık.
    Orhan Pamuk, müze kurma fikrini ve nedenlerini gazeteci Yavuz Harani'ye anlatırken 'Müzelere inanıyorum. Müze severim. Çok giderim.' diyerek konuyu anlatmaya başlıyor ve Masumiyet Müzesi'nin kuruluş serüvenini aslında işin en temel noktasına oturtuyor. Bana göre müzeler oldukça heyecan verici; insanı başka bir atmosfere sürükleyip, insana belli durumları, olayları, izleri yaşatabiliyor ya da hatırlatıyor aynı zamanda da müthiş bir görsellik sunuyor. Bu anlamda Masumiyet Müzesi'nin küratörü ya da kendi deyimiyle kaptanı  Orhan Pamuk'un müze ile ilgili söyledikleri oldukça sempatik ve canayakın bir tavrı yansıtıyor.
   Bir olay örgüsünden yola çıkılarak oluşturulmuş bu müzeyi en kısa zamanda ziyaret etmekte fayda var.  Özellikle kitabı okuyanlar için güzel bir varış noktası olacaktır. Kitabın finali belki de bu müzeyi ziyaretle tam anlamıyla mümkündür. Okurken tam anlamıyla dokunamadığımız nesneler, duyamadığımız sesler, hissedemediğimiz duygular, bu müzeyle birlikte dokunulabilir, duyulabilir, hissedilebilir olacaktır ve kitap da esas amacına o zaman ulaşacaktır. 

Girişi ücretli olan müzeye, 'Masumiyet Müzesi' kitabıyla gidildiğinde ücretsiz giriş sağlanabiliyor.

Pazartesi kapalı olan müze, Salı-Pazar 10.00-18:00; Cuma günleri ise 10:00-21:00 saatlerinde ziyaret edilebiliyor.

Adres: Firuzağa Mahallesi, Çukurcuma Caddesi No: 24
 34425 Çukurcuma/ İstanbul