İstanbul Modern etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Modern etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2013 Perşembe

Burhan Doğançay'ın Ardından

Önemli çağdaş Türk sanatçılarından Burhan Doğançay'ın 16 Ocak günü ölüm haberini duyduğumda içimde büyük bir hüzün hissettim. Her zaman kendisi ile aramda bir yakınlık, bir bağ hissettiğim sevgili Burhan Doğançay ile çok güzel, anlamlı vesilelerle tanışmış olmak hüznümün yanı sıra şanslı olduğumu hissettirdi.

Hikayenin başına, Burhan Doğançay ile ilgili farkındalık kazandığım ilk noktaya dönecek olduğumda hafızamda 2010 yılına ait olan bölüme başvurmam gerekiyor. Müzecilik Yüksek Lisans öğrencisi olduğum dönemde bir ödev yapmam istenmişti. Neden bilmem içimden bir anda Burhan Doğançay ile ilgili bir şeyler hazırlamak geldi. Böylelikle sanatçı hakkında kapsamlı bilgi sahibi olacak ve her ne kadar kitaplardan yararlanacak olsam da sanatçıya bir yakınlık sağlayabilecektim; ancak biraz daha işi tatlandırmak istedim ve Burhan Doğançay ile tanışmayı kafama koydum. Doğançay Müzesi ile irtibata geçtim, Burhan Doğançay'ın o dönem New York'da bulunduğu ve İstanbul'a geldiğinde de programının yoğun olacağı ve bu nedenle de tanışmamın pek mümkün olmayacağı ifade edildi. Doğançay Müzesi'nden Cumali Bey eğer bir gelişme olursa beni haberdar edeceğini söyledi ve bu gerekçelerin ardından açıkçası sanatçı ile tanışmaya dair tüm umutlarım kayboldu, çalışmamı da yaptığım araştırmalarla sürdürmeye devam ettim. Bu görüşmemden 1,5 ay sonra Cumali Bey beni arayarak Burhan Bey'in İstanbul'a geldiğini ve onunla görüşebileceğimi söyledi, kendimi o an hayatımın fırsatını yakalamış gibi hissettim ve çok büyük bir heyecan, sevinç ve duruma inanmazlıkla Burhan Doğançay ile tanışmak üzere Doğançay Müzesi'ne gittim. Burhan Bey bana çok içten davrandı ve hiçbir şekilde basmakalıp cümlelere başvurmadan son derece özgün, her bir söylediğinden önemli mesajlar çıkartılabilecek harika bir konuşma yaptı, bu konuşmasında sadece sanatı ve sanatçılığına değil, tüm hayata değindi. Bu görüşme sonrasında tarihe geçen muhteşem sanatçılığının yanı sıra kişiliğinden de etkilendim.

Belli bir zaman sonra İstanbul Modern'de Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı adıyla bir Burhan Doğançay retrospektifi (Duvarlar Üzerinden Yaratılan Sanat Dili) açılacağını öğrendiğimde çok büyük mutluluk duydum, heyecanla o serginin açılışını bekledim ve kapandığı güne kadar da serginin kendisinden, sergi paralelinde yürütülen her tür etkinliğinden, söyleşisinden inanılmaz büyük keyif aldım. Burhan Doğançay'ın en büyük esin kaynağı olan kent duvarlarından aldığı ilhamla yarattığı özgün sanat dilinin pek çok insanla buluşturulması, Burhan Doğançay'ın böyle bir retrospektif sergi ile onurlandırılması mutluluk ve gurur vericiydi.

Gezen, merak eden, gözlemleyen, yorumlayan ve tüm hafızasındaki fotoğrafları müthiş bir görsellikle aktaran çok yönlü bir sanatçı oluşu, dünyadaki önemli müzelerin koleksiyonlarına girmiş harika işleri, büyük bir üretkenlikle oluşturduğu sayısız eserle yarattığı müthiş görsel dil, İstanbul'a kazandırdığı Doğançay Müzesi ve tüm bunların toplamı olan Burhan Doğançay ismiyle sanatçı, Türk sanatının çağdaşlaşmasında çok önemli bir rol oynadı. Her türlü röportajında, söyleşisinde, sohbetinde söylediği sözlerin her biri benim için bir öğreti niteliğinde.. Kişiliğine, sanatı ve sanatçılığına büyük saygı duyuyor ve bu yazıyı da onun anısına ithaf ediyorum.

20 Aralık 2012 Perşembe

KM. 441 İlkler

   Şu günlerde İstanbul Modern'de kaçırılmayacak bir sergi var, 'STFA KM. 441 İlkler'. 19 Aralık'dan 20 Ocak'a kadar devam edecek olan sergi, Türkiye'nin bayındırlık, mühendislik tarihine ışık tutarak ülkenin modernleşme sürecine başka bir pencereden bakmamızı sağlıyor.

   Konusu itibariyle ilgi çekici ve belgesel niteliğe sahip olan bu sergide Türkiye'nin mühendislik tarihini yazan iki mühendisi olarak kabul edilen Sezai Türkeş ve Feyzi Akkaya'nın 1938'de kurmuş olduğu STFA'nın inşaat alanındaki önemli gelişmelerine izleyici tanıklık ediyor. STFA'nın bir modern ve çağdaş sanat müzesinde, İstanbul Modern'de yer alması oldukça ilginç ve heyecan verici bir işbirliği olarak yorumlanabilir.

   Bir inşaat firmasının tarihsel bir bellek oluşturabilmek amacıyla kuruluşundan, ilk çalışmalarından bu yana oluşturduğu zengin arşiv, belirli başlıklar çerçevesinde izleyiciye sunuluyor. STFA'nın kurumsallaşma sürecindeki ilerleyişi, şirketin holding olarak bu günlere taşınmasındaki etkenler ve ilklere referans veren bu 7 başlık altında fotoğraflar, maketler, çizimler, inşaat ve mühendisliğe dair birtakım öğeler ve ipuçlarıyla konu hakkında kapsamlı bilgi edinilebiliyor. Sanat müzesinde, müzenin izleyicisine yabancı olabilecek bir konuda kapsamlı bir bilgilendirme olanağı sunan sergide, fotoğraf, maket, çizimler, inşaat ve mühendisliğe dair birtakım öğeler ve şantiye yaşamına dair ipuçlarıyla bir başarı öyküsü kronolojik olarak ele alınıyor aynı zamanda kurucuları Sezai Türkeş ve Feyzi Akkaya'nın örnek alınacak kişiliklerine ve yaşamlarına da değinerek STFA'nın kilometre taşları kabul edilebilecek dönüm noktaları gözler önüne seriliyor.


16 Kasım 2012 Cuma

Şehrin Sanat Ritmi

    İstanbul, her geçen gün kültür-sanat anlamında çok daha heyecan verici bir şehir olmaya başladı. Galerilerde, müzelerde açılan sergilerin hızına yetişmek mümkün değil. Aylık dergileri alıp şehirde hangi sergiler açılacak, hangi sanat etkinlikleri düzenlenecek bunları okuyup okuyup listelemek, post-itlerle ajandalara yapıştırmak güzel; ama içlerinden 1-2 tanesini bile kaçırdığımda üzülüyorum. Hepsine gitme isteği var içimde, İstanbul'un eylül ayından itibaren girdiği bu hızlı tempoda ona destek olmak gerek, her serginin hakkını vermek gerek.

    2012 Sonbahar'ına en damga vuran sanatsal olay bence, ilk kez düzenlenen İstanbul Tasarım Bienali oldu. Tasarım Bienali kapsamında 2 ayrı mekanda sergi açıldı. Bu mekanlardan biri İstanbul Modern, diğeri ise Galata Rum İlkokulu. İstanbul Modern'deki 'Musibet' adlı serginin küratörlüğünü Emre Arolat üstleniyor. 'Musibet' sergisinde kentsel dönüşüm ve beraberinde onun süreçleri ele alınıyor. Son günlerde gündemde sıklıkla rastladığımız bir konu olan o çok meşhur kentsel dönüşüm tüm politik, sosyal, toplumsal yanlarıyla ve bağlantılı olabileceği diğer pek çok küçük ya da büyük etki alanlarıyla ele alınıyor. Sergide yer alan işlerden önce ilk olarak sergi mekanının kurulumu dikkat çekiyor. Bir hapishane kurgusuyla oluşturulan sergi mekanında iç içe geçmiş hücre benzeri odalar yer alıyor ve işler bu odalarda sergileniyor. 'Musibet' sergisinde kentsel dönüşüme dair eleştiriler sunan, kent kimliğini farklı yorumlamalarla ortaya koyan işler dikkat çekici, düşündürücü, çoğu zaman tedirgin edici ve tam anlamıyla izleyiciye değişik bir sergi deneyimi sunma amaçlı. Sergi mekanı labirent gibi olan düzeniyle bile insanı cezbetmeye yeter, sergi mekanına girerken geçilen demir parmaklıklı kapı bile insanı bir anda İstanbul Modern'in geniş sergi alanından bambaşka bir boyuta taşımaya yetiyor ve gerçekten de insan sergiyi gezerken bambaşka bir mekanda, bambaşka bir hisle tamamen anlatılana, verilen mesaja odaklanmış bir şekilde zamanını geçirebiliyor.  Ne diyebilirim ki tam anlamıyla etkileyici bir sergi deneyimi sundu bana 'Musibet' ve bu, kesinlikle herkesin görüp deneyimlemesi gereken bir sergi. Galata Rum İlkokulu'nda Joseph Grima'nın küratörlüğünde gerçekleşen 'Adhokrasi' adlı sergiyi henüz gezme fırsatım olmadı, bunca zamandır merakımı nasıl kontrol altında tutabildim de kendimi oraya atmadım bilmiyorum, en kısa zamanda gidip göreceğim. İstanbul Tasarım Bienali, 12 Aralık'a kadar devam ediyor. Kaçırılmaması gereken bir etkinlik!

    Şehrin bir diğer önemli etkinliği ise 22-25 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek olan Contemporary Istanbul. Contemporary Istanbul yeni bir oluşum öyle ki bu sene yedincisi düzenleniyor; ama Art Basel ve Frieze Art Fair gibi dünyaca ünlü fuarlar kategorisinde yer almasını herkes ister, bekler. Contemporary Istanbul, beni çok heyecanlandırıyor. Çağdaş sanatçıları bünyesinde barındıran galerilerin katıldığı ve sanatçıların işlerinin toplu halde sunulduğu bir ortam olması harika bir bilgi kaynağı; hem görerek hem o havayı soluyarak hatta sanatçıları ve galericileri de görerek bir şeyler öğrenebilmek ve kendimi konu ile ilgili zenginleştirebilmek imkanı bulabiliyorum. Bir de bu sene Contemporary Istanbul paralelinde Artistanbul, A Week of Art adı altında bir dizi sergi açılışı ve sergi etkinliği gerçekleşiyor ve hatta belli tarihlerde sanat galerilerinin yoğun olduğu bölgelere özel turlar düzenleniyor. Artistanbul, 19-25 Kasım tarihleri arasında yüksek bir tempoyla devam edecek.



21 Mayıs 2012 Pazartesi

Duvarlar Üzerinden Yaratılan Sanat Dili


   Burhan Doğançay'ın sanatsal belleğimde yeri çok büyük. İlk kez gördüğüm bir Burhan Doğançay tablosunda kıvrımlı biçimler dikkatimi çekmiş ve hafızama bu kıvrımlar yerleşmişti. İlginç bir şekilde bu kıvrımlar pek çok yerde karşıma çıkmaya başlayınca kendi kendime bu kıvrımları bir sınav sorusu haline getirmiştim. Her kıvrım, Burhan Doğançay'a mı aitti yoksa ben mi yanılıyordum?

   Zamanla Burhan Doğançay'ın kıvrımlarından başka biçimlerle de tanışmaya başladım ve Burhan Doğançay'ı, sanatçı kişiliğini, yapıtlarını daha da araştırdıkça onun beslendiği kaynakların çeşitliliği ve onlardan çıkarttığı anlamları eserlerinde yorumlandırması beni adeta büyüledi. Burhan Doğançay benim için çok büyük bir sanatçı, 20. yüzyılın önemli modern sanatçılarından bir tanesi. Bundandır ki, kendisi ve sanatıyla ilgili yapmaya karar verdiğim bir ödev sayesinde Burhan Doğançay ile çok rastlantısal bir tanışma ve sohbet etme fırsatı yakalamış olmak, hayatımın en unutulmaz tecrübelerinden bir tanesi haline gelmiştir.

   Asker ressamlardan Adil Doğançay'ın oğlu olan Burhan Doğançay'ın sanata yönelmesi aslında o kadar da şaşırtıcı değil; çünkü çocukluğu ve gençliği boyunca sanata ilgisi olan Burhan Doğançay'a temel resim tekniklerini öğreten kişi babası Adil Doğançay olmuş; ancak sanatçının sanatsal kimliğinin oluşumunda esas dönüm noktası 1963'de New York'un 36. caddesinde karşısına çıkan bir duvarın zamanın ruhunu yansıtan bir yapıya sahip olması, rastlantısallığı, gelip geçen kentlinin duvarda bıraktığı izler olmuştur. 1963'den bu yana dünyanın pek çok farklı coğrafyasında bulunan sanatçı, farklı ülkelerdeki kent duvarlarını gözlemleyip sanatını buna göre şekillendirmiş ve bu yönde resim serileri oluşturmuştur.
   Burhan Doğançay'ın sanatını tek bir boyuta indirgemek olanaksız. Kent duvarlarından yola çıkan ve bu etkiyle eserlerini oluşturan sanatçı, sanatında pek çok farklı tekniğe ve malzemeye başvurarak her bir eserini daha da zenginleşmiş bir yapıda izleyiciye sunuyor.

   Sanatçının 2001 yılında Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı tarafından Dolmabahçe Kültür Merkezi'nde açılan Türkiye'deki ilk retrospektif sergisinden bu yana 11 yıl geçti. 23 Mayıs'da İstanbul Modern'de 'Burhan Doğançay: Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı' isimli retrospektifle Burhan Doğançay, daha büyük kitlelerle buluşmaya hazırlanıyor. 120 eserden oluşan sergide, Doğançay'ın 1963'den bu yana oluşturduğu 14 seri izleyiciye sunuluyor. Eserlerinde kullandığı teknikler ve yer verdiği semboller, mesajlar, afişler ve pek çok diğer öğe ile Burhan Doğançay'ın eserleri, içerisinde keşfedilecek ve bir çıkış noktası, bir yorumlama oluşturacak pek çok ipucu barındırıyor. Uzun süredir açılmasını heyecanla beklediğim bu sergi, kaçırılmayacak bir fırsat. 
   Sergide oldukça ince bir düşünceyle planlanmış önemli bir nokta var o da, günümüzde İstanbul Modern'in binası olan Liman İşletmeleri Sahası'nda bulunan 4 numaralı Antrepo'da 1987 yılında 1. İstanbul Bienali - o günkü ismiyle 1. İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri - düzenleniyor ve bu kapsamda Burhan Doğançay'ın başyapıt olarak kabul edilen 'Muhteşem Çağ', 'Madonna' ve 'Mavi Senfoni' isimli eserleri yanyana sergileniyor. 25 sene sonra da bu üç eser yine bir araya geliyor ve 'Burhan Doğançay: Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı' sergisinde de yanyana karşımıza çıkıyor.  
   Dünyada pek çok önemli müzede ve özel koleksiyonda eserleri bulunan sanatçının Beyoğlu'nda Doğançay Müzesi adı altında bir müzesi de bulunuyor, sanatçı bu müzede babası Adil Doğançay'ın eserlerini ve kendi eserlerini ziyaretçiyle buluşturuyor.

8 Şubat 2012 Çarşamba

La La La İnsan Adımları

   Daha önce yazdığım bir yazıda da yer verdiğim gibi 16 Şubat'da İstanbul Modern'de tarihsel dönemle günümüz çağdaş sanatını bir arada sunacak harika bir sergi açılıyor, ismi de oldukça melodik: La La La İnsan Adımları.
     Hollanda - Türkiye ilişkilerinin 400. yılı şerefine Hollanda Rotterdam'da bulunan ve önemli bir koleksiyoa sahip olan Boijmans van Beuningen Müzesi'nden bir seçki İstanbul Modern'de sanatseverlerle buluşuyor. Serginin küratörü, Boijmans van Beuningen Müzesi direktörü Sjarel Ex.
   'Tarihsel Karşılaşmalar', 'Kişisel Karşılaşmalar' ve 'Toplumsal Karşılaşmalar' ana başlıklarıyla sunulacak eserler bağlamları açısından tüm bu başlıklara referans olup sunuldukları başlıklar açısından sergi ziyaretçilerinin güzel ipuçları yakalayabilmelerini sağlayabilir. 'Toplumsal Karşılaşmalar', insanların toplumda  birbirleriyle karşılaşma ortamlarını, birbirlerine toplumsal yönden bakış açılarını ele alan yapıtlar sunuyor bizlere, 'Kişisel Karşılaşmalar', insanlık, insanın yazgısı, korkularımız, acı, öfke, bilinçaltı gibi meselelere ve bu meselelerle ilgili sorulara cevap niteliğinde oluşturulmuş eserlerden oluşan bir başlık. 'Tarihsel Karşılaşmalar' ise serginin genel konseptini tamamlar şekilde: Tarihsel olanla güncel sanatın karşılaşması ve bir arada aynı çatı altında sunulması. Bu bağlamda, sergide 16. yüzyıl gravür/baskı sanatçılarına rastlamak da mümkün, modern-çağdaş dönem sanatçılarının işlerine rastlamak da..
    'La La La İnsan Adımları' Sergisi, insana, insan hikayelerine ve insanlık hallerine odaklanan bir sergi ve hepimiz için aynı olan hikayeleri, bağlantıları kendi içinde barındıran bir sergi. Sergide 3 ana başlığa göre konumlandırılan yapıtlar birbirleriyle iç içe geçmiş bir şekilde izleyiciye sunuluyor, yani örneğin içerisinde tarihsellik barındıranla kişisel bir referans barındıran mekansal olarak yakın noktalarda sergilenebiliyor.
    Sergi, bağlamı açısından oldukça enteresan, serginin bu şekilde isimlendirilmesi de bir o kadar enteresan. 1980 yılında Edouard Lock tarafından kurulmuş Kanada kökenli bir dans topluluğu olan La La La Human Steps, bedenlerin karşı karşıya gelerek bir nevi müziğin ritmine göre çarpışmalarını baz alan bir topluluk. Bu anlamda alışılagelmiş klasik dans türlerinden oldukça farklı bir görsellik sunuyor. Çarpışma ve insan bedeni demişken, serginin isminin de 'La La La Human Steps' / 'La La La İnsan Adımları' olmasının sebebi de oldukça net. Sergide yer alan konusu itibariyle tarihsel bellekte öneme sahip bir dönemi anlatan iki yapıt, film çalışması olduğundan sergi boyunca İstanbul Modern Sinema'da da belli gün ve saatlerde gösterilecek. 6 Mayıs'a kadar devam edecek olan 'La La La İnsan Adımları', tarihselle çağdaş arasında güzel bir ilişki yakalayarak bu sene oldukça ses getiren bir sergi olacak bence.
   Serginin açılacağı 16 Şubat Perşembe günü 18.00-20.00 saatleri arasında bir söyleşi de gerçekleşecek. Öncelikli olarak Boijmans van Beuningen Müzesi direktörü ve 'La La La İnsan Adımları' sergi küratörü Sjarel Ex, genel hatlarıyla Boijmans van Beuningen Müzesi ve koleksiyonunu anlatacak ardından da sergide eseri yer alan sanatçılardan 3'ü, Hollanda'daki güncel sanat pratiklerinden bahsedecek. Bu panelin, bilgilendirici ve güzel bir panel olacağını tahmin eder sergiyi gezecek olanlara iyi seyirler, paneli de dinleyecek olanlara iyi dinlemeler dilerim.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Olay sadece laleden ibaret degil..

   Hollanda - Türkiye ilişkilerin 400. yılının kutlandığı 2012 beraberinde sergileri de getiriyor. 14 Mart 1612'de Hollanda'dan Cornelis Haga isimli elçinin Osmanlı İmparatorluğu'na adım atmasıyla başlayan ilişkiler tarih boyunca önem arz ediyor. İki ülke arasındaki ticari ilişkilerin önemini sanatsal bağlamda yansıtabilmek adına şu anda üç kurum 400. yıl şerefine açacakları sergileri duyurdular bile.

   Pera Müzesi, 21 Ocak - 1 Nisan 2012 tarihleri arasında 'Sultanlar, Tüccarlar, Ressamlar' adı altında bir sergi açıyor. Bu sergide, 17.yy'dan 19.yy'a kadar Amsterdam'daki Belediye Binası'nın Doğu Ticaret Odası Bölümü'nde sergilenen eserler yer alacak. Pera Müzesi'nde açılacak olan bu sergide Amsterdam'daki Rijksmuseum ve Lahey'deki Nationaal Archief'in de katkıları bulunuyor. Rijksmuseum yani ulusal müze koleksiyonu açısından oldukça zengin bir müze. Nationaal Archief ise Hollanda'nın ulusal belleği olarak kabul edilen koleksiyonunda sayısız döküman, fotoğraf ve harita barındıran bir kurum. Web siteleri de bilgilendirici ve kapsamlı. Linkleri: www.nationaalarchief.nl ve www.rijksmuseum.nl.

   Hollanda - Türkiye ilişkilerinin 400. yılı adına sergi düzenleyen bir diğer kurum da SALT. Beyoğlu ve  Galata olmak üzere iki farklı mekanı bulunan kurum, önemli bir sanat platformu. 27 Ocak - 6 Nisan 2012 tarihlerinde 'Eindhoven - Saltvanabbe 89'dan Sonra' isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. SALT'ın işbirliği içerisinde olduğu kurum Hollanda'nın Eindhoven şehrinde bulunan Van Abbemuseum. Bu sergide 1989'dan günümüze Van Abbemuseum koleksiyonundan işler ile Türk sanatçılarının işleri bir araya geliyor. Hollanda - Türkiye ilişkilerinin 400. yılı adına SALT'da 2012 süresince üç sergi olacak. 27 Ocak'da açılacak olan ilk sergi hem SALT Beyoğlu'nda hem de Galata'da açılacak ve bu sergi, uluslararası platformda iyi tanınan; ancak İstanbul'da yeterince tanınmayan ya da işleri hiç gösterilmemiş olan 15 sanatçının 40'dan fazla işinden oluşacak. 2012 süresince diğer iki sergi de Nisan - Ağustos ve Eylül - Aralık dönemlerinde açılacak. Bu iki sergiden biri 1968 - 89 arası üretilen işlerden oluşurken diğeri 1968 öncesi işleri bir araya getirecek. Bu işbirliğinin Türk sanatçıları açısından bir güzel yanı var ki o da Türkiye'den seçilen işlerin Van Abbemuseum koleksiyonuna eklenmek üzere değerlendirmeye girecek olması. Van Abbemuseum linki de www.vanabbemuseum.nl

   İstanbul Modern de 'La la la İnsan Adımları' isimli sergide hem 16. yy gravür sanatçılarının eserlerini hem de çağdaş sanatçıların video, performans, enstalasyon gibi teknikleri kullanarak ortaya koydukları eserleri bir araya getiriyor. Rotterdam'da bulunan Boijmans van Beuningen Müzesi'nin koleksiyonundan 28 sanatçının eserlerinden oluşan seçki, 3 ana başlık altında sergide yer alacak. Boijmans van Beuningen Müzesi Direktörü Sjarel Ex'in küratörlüğünü üstlendiği 'La la la İnsan Adımları' Sergisi'nde Tarihsel Karşılaşmalar - Kişisel Karşılaşmalar - Toplumsal Karşılaşmalar başlıkları altında eserler içerdikleri anlam ve konumları açısından yerlerini alacak. 'La la la İnsan Adımları' Sergisi hem geçmiş dönemde ortaya konmuş işleri hem de Türkiye'de yeterince tanınmayan çağdaş sanatçıların işlerini bir araya getirerek geçmişle şimdiyi bir arada sunuyor. Serginin açılış tarihi 17 Şubat. 6 Mayıs'a kadar devam edecek sergi, bir geçmiş-şimdi ilişkisi sunması açısından mutlaka görülmeli. Boijmans van Beuningen Müzesi'nin web sitesi de oldukça kapsamlı. Linki; www.boijmans.nl

   Hollanda - Türkiye ilişkilerinin 400. yılı adına 2012 süresince düzenlenecek sanatsal etkinlikler şimdilik böyle..Zaman içinde gerçekleştirilecek diğer etkinliklerin de duyuruları çeşitli kurumlar tarafından yapılacaktır mutlaka. Tanıdık konular olarak zaman zaman konuştuğumuz, dinlediğimiz tarihte Hollanda - Türkiye arasında sürüp giden ticari ilişkiler, 'lale Hollanda'ya mı Türkiye'ye mi ait?' tartışmaları, İstanbul ve Amsterdam'ın liman kenti olmaları gibi mevzulardan yola çıkarak bu 3 sergiyi gezmek baya faydalı olacaktır..